*

Küpe Araştırma Faaliyeti - 2

Eşyaları indirdik ve Kerim ile telefon görüşmesi sonucu , atı ile gelmekte olduğunu öğrenince, yükü toparlayıp, beklemeye başladık. 8.30 civarı Kerim geldi. Biraz işi olduğu söyledi köye inmesi gerekiyormuş. Can'ı arkada bırakarak (Kerim'e atı yüklemede yardım etmesi ve yol arkadaşı olması için) 9.00 gibi tırmanışa başladık. Ufak dinlenmelere saat 12.00 ye yaklaşırken Kerim'in yurduna (yayla çadırlarına) ulaştık. Bizi tabi ki Kerim'in köpekleri karşıladı. Cumhur abiyi teğet geçen Beyaz bana saldırarak kalp atış hızımın ikiye katlanmasına neden oldu. Tuğrul koşup gelmese, beni yiyecekti kesin. Tuğrul köpeğe sarılarak zorla durdurabildi ve bizde çadıra doğru uzaklaştık. Tuğrul çay demlemiş bizi patikada görünce. Köpek korkusunu bastırmaya iyi geldi çay. Bizden yaklaşık bir saat sonra Kerim, atı ve yüklerle yola çıkan Can saat 13:00 olmadan bize ulaştı. Biraz dinlendikten sonra kamp alanımızı bulmak için ayrıldık Kerim'in yurdundan.
Kerim'den yaklaşık 15 dk uzaklıkta kampımızı kurduk. Küpe Çukuruna doğru patika üzerindeki İki çeşme arasında mavi bidonlu olana yakın bir noktada, kampı kurmaya karar verdik. Çadırları kurduktan sonra Kerim, kalan malzemeyle yanımıza atı ile çadırların yanına kadar çıkardı tüm malzemeyi. Devamında ilk önce mağaranın olduğu noktayı bize zirveye doğru tarif etti.ve hava hafiften bozmaya başladığı için, hemen atı geri götürdü. Hemen arkasından hafif bir yağmur atıştırmaya başladı ve gittikçe şiddetlendi. Öyle ki, Birhan abi yemeğini benim çadıra sığınarak yemek zorunda kaldı. Bu arada Can, Burcu ve Eren Çankaya'yı karşılamak üzere Kerim'in çadıra inmişti. Yaklaşık yarım saat süren sağanakta çadırlardan çıkamazken, o sırada tırmanışta olan Burcu ve Eren Ç.nın, aşağılardaki yaylacı çadırlarına sığınmış olduklarını telefondan öğrenmek içimize su serpiyordu. Şiddetli yağış hemen Kerim’in anlattığı, ~70-80 yıl önce yaşanan ve 21 kişinin öldüğü aşırı yağışlı geceyi canlandırıyordu bizlerde. Burcular geldiklerinde hava kararmıştı ve kısa bir değerlendirme sonunda, mağaraya sabah gitmeyi kararlaştırdık. Sabah 05:30 da kalkmak ve hızlı bir kahvaltı sonrası mağaraya tırmanmak üzere çadırlara çekildik.
Sabah 6:25 te Birhan abi nin fener ışığının gözlerime gelmesiyle aniden uyandım. Kalkıp hızla hazırlandık, kısa bir kahvaltı sonrası, 7:20 de kamptan ayrıldık. Tam saat 8:00 de Birhan abi mağaranın ağzını işaret etti. İlk taş atımlarımızı sonucu, ilk inişi, -40 m. gibi bir şey tahmin ettik. Birhan Abi, hat döşeme deneyimi kazandırmak için bana eşlik ederek hat kurmamı başlattı. 1 perlonlu ana emniyet noktası ardından 1 bolt çakıp inişe başladım. Ardından belirlediğimiz 2. Istasyon noktasında çaktığımız bolt, sıkıştırma sırasında dönmeye başlayınca onu iptal edip daha sağlam bir noktadan yeniden bolt çaktık. (İptal edilen boltun, kaya içinde bir boşluğa rastladığı için sıkışamamış olduğunu tahmin ediyoruz.). Bu istasyondan aşağı salınınca, mağaranın içini tam görünce içerde kar olduğunu fark ettim ve ipin tamamını aşağı salınca da ipin kara temas ettiğini, mağaranın ilk kısmının ~-40 metreden kısa olduğunu anladım. İstasyonlar tamamlandıktan sonra doğrudan kar kütlesinin üstüne indim ve karı aşıp alt tarafa baktığımda mağaranın bittiğini üzüntü ve hayal kırıklığıyla farkettim. Benden sonra Birhan abi geldi sonra Cumhur abi. Kar kütlesinin altını, sağını solunu geçebilecek ya da inilebilecek bir nokta olur umuduyla deli gibi araştırdık, ama nafile. Kar kütlesi düpedüz buz kar, elle deşilemiyor. Ayrıca kar kütlesinin ana kaya ile arasında yürünebilecek genişlikte birikmiş taş, çakıl ve toprak birikiminden de bu kütlenin eski olduğunu ve mağara ağzından malzeme gelişleriyle epeyi zamandır birikimin sürdüğünü düşündük. Ancak bu sırada en alt bölümdeki küçük bir çatlak kovuktan uğultu şeklinde bir ses farkettim. Birhan abi rüzgar ya da su sesi olabileceğini söyledi ben su sesine benzetiyordum Cumhur abide su sesi olduğunu düşündü. Mağaranın aslında daha derin ve uzun olduğunu kardan dolayı kapanmış olduğunu düşündük, ama ilerlemek, eşeleyebilmek nafile.
Mağara içindeki buz kar kütlenin yüksekliği yaklaşık 6 metre yan uzunluk ise 4,5 m. 2,5 m. idi. Hemen ölçümleme planı yapıp, Cumhur atımcı, Ben yazıcı ve çizimci, Birhan ise nirengi (polygon) olarak dışarı doğru ölçümlemeye başladık. Genel olarak bizim için biraz hayal kırıklığı oldu bu ilk mağara. Daha sonra Kerim’den aldığımız bilgiyle mağarayı "Eğri Kar" olarak adlandırdık. Biz mağaradan çıktığımızda Can ve Eren Ç. yı tırmanırken gördük. 10 dk kadar sonra, kuşanmalarımızı çıkarana dek, yanımızdalardı. Mağaranın bittiğini söylediğimizde inanmadılar, molaya çıktık sanmışlar. İlk inişin en az 80 metre olduğunu tahmin ettiğimiz 2160 metre rakımlı mağaramız 35 metre kadar inmişti sadece. Toparlandık Birhan abi ve Cumhur abi kampa döndü oradan da Ankara'ya doğru yola çıkacaklardı. Eren Ç. ve Can hat toplamak için mağaraya girdiler, ben ise güneşte ısınıyordum. Mağaraya ilk inen ve son çıkan olarak bayağı üşümüştüm. Ayrıca mağara içindeki karla biraz oynadığım için parmaklarım donmuştu neredeyse. Sonra toparlandık çantaları ağırlık olmasın diye mağara ağzında bıraktık ve Birhan Abinin işaret ettiği diğer yamaçlardan başladık yeni bir yer aramaya. Eğri Kar'ın yukarı tarafındaki kayalıklarda birkaç kovuktan başka bişey çıkmadı. Uydu görüntülerinden suyun toplanma alanları olarak tahmin ettiğimiz noktalar gerçektende su toplanma alanları çıktı yalnız tüm sular toprakta kaybolup gidiyordu. Eren Ç.nın bir kayalığı tapınak iddiası benim başka bir kayanın yanındaki beyazlığı oğlak iddiam ile bir süre dolandık. Can'la bir kayalık arasında kesin mağara diye heyecanla ilerledigimiz noktadan da bişey çıkmayınca kampa doğru döndük, aralarda bulduğum bir kaç kuş üzümünün verdiği mutluluk dışında yorgun ve elimiz boş döndük kamp alanına.
Akşama doğru Kerim'in yanına indik Can'la. Mağaranın küçük olduğu bilgisi çoktan ulaşmıştı Kerim'e (Birhan Abilerden). Can'ın ısrarlarıyla Kerim bize sabah ormanlık alanda iki mağara göstereceğini söyledi. Saat 06 da Kerim'in çadırında buluşacaktık. Daha sonra 07-7:30 gibi aşağı ormanlık alana girmeden yaylada buluşma kararı aldık. Çankaya ve Burcu ise küpe çukuru tarafına gidecekti. Bu arada Kerim bize bir avcıyla mağara bulmamızın daha kolay olacağını avcıların dağları mağaraları çok daha iyi bildiğini söyledi. Yevmiyesini vererek bir avcının bize mağara göstermesi böylelikle daha hızlı ve çok fazla zaman harcamadan mağara bulmak fikri çok mantıklıydı. Tek sorun yevmiye ve yevmiye miktarıydı. Bir de bize mağara gösterecek uygun avcıyı bulmak. Çünkü mahsul dönemiydi ve kurban bayramı öncesi hazırlıklar falan uygun avcı bulmamıza engeldi. Bu faaliyette meteor yağmuru zamanına denk gelmiştik. İzleyebilecektik çünkü gece hava açıktı ve bu bizi fazlasıyla mutlu etti. Ben her ne kadar erken uyusam da bir süre o zevki tattım.
Sabah 6.25 te Can'ın alarmı ile uyandık. Kahvaltı falan derken saatin 7.40 olduğunu söyledi Can ve hızlıca aşağı inmeye başladık. Telefon çeken bir noktada Can Kerim'i aradı. Bayağı geç kalmıştık. Bize ulaşamayan Kerim, Eren Ç'yi arayıp uyandırmış. Saat 09 gibi Tuğrul bizi "abi çok geç kaldınız" diye karşıladı ve babasının yanına gittik. Biz gidene kadar Kerim ikinci mağaranın yerini belirlemiş bizi bekliyordu. Hızlıca ilk mağaraya gittik. Bu bölgeye ‘Mağarana’ deniyormuş. Taş atımı sonrası 35-40 metre falan dedik ve yatay kısmının olduğunu düşünüyorduk. Oyalanmadan malzemeyi oraya bırakıp ikinci mağaraya doğru harekete geçtik. İkinci mağara bir kanyonun kenarındaydı. İlkinden daha uzun olduğunu düşündük. Kerim bizden ayrıldı, biz de ilk mağaraya döndük. Hazırlandık Tuğrul'la sohbet ederek. Kayalıktan doğal emniyet aldık ve Can ‘ben bir bakınayım’ diye mağaranın içine doğru harete geçti. 10 dk bile olmamıştı ki mağara bitti diye beni çağırdı. Hiç bolt bile çakmamıştık, birkaç ip korucuyla ve doğal emniyetimizle mağara 30 metre kadar sonra bitmişti. Ölçümleyip çıktık. Bu mağaranın da ne yatay ne de dikey olarak ilerlememesi bizi biraz üzse de elimizde girilmeye hazır bir mağaranın daha olması motive etti ve konserve kuru fasulyelerimizi yiyip diğer mağaraya doğru yola çıktık. Yine Kerim’den aldığımız bilgiye göre bu mağaraya "Gürlevük" yada "Mağarana" adının uygun olacağını düşünüyoruz.
Çantaları bırakıp 10 dk kadar dinlendikten sonra hazırlandık ve yine doğal emniyetimizi alıp mağaranın ağzına indik. Döşemeyi Can yapıyordu. Benim baskılarıma; şöyle yap, böyle yap, düğüm öyle mi atılırlarıma rağmen döşemeyi sürdürdü. Tabi bu baskılar çok uzun sürmedi çünkü bu mağaramızda -35 metrelerde bitmişti. Bu günümüz gerçekten güzel geçmiyordu. Yine Kerim’den aldığımız bilgiye göre bu mağaranın "Efek taşı" olarak adlandırılabilineceğini öğrendik. Burada rakım 1400 metrelerdeydi ama rakımın yüksek olması kesin derin mağara çıkacağı anlamına gelmiyordu. Eşyaları toparlayıp kampa doğru ilerlemeye daha doğrusu tırmanmaya başladık. Dikenlerin arasından kamp alanına ulaşmamız bir buçuk saat falan sürdü. Aynı saatler içerisinde Eren Ç. ve Burcu da Küpe Çukuru’nda çobandan bilgi almaya gitmişti. Biz kampa varmak üzereyken onlar da Eren A. ve Esra’yı karşılamak için Kerim’in yanına gidiyordu. Dönüp kamp alanında buluştuğumuzda herkes birbirine sadece elindeki hiçliği anlatabilmişti. Dediklerine göre Küpe Çukuru’nda düden varmış, düdeni ve etraftaki dağların çoğunu gezmişler pek bişey bulamamışlar. Koca bir düden sisteminin hepsi toprakla bitiyor, o kadar yağışı toprak nasıl hızlı emiyor şaşırıyoruz. Onların da buldukları tek şey birkaç kovuk ve 8-10 metrelik yatay bir mağara.
Sonraki günü biraz dinlenmeye ayırdık. Kahvaltı derken, saat 12 gibi Can, Burcu, Esra ve ben ormanlık alandaki mağaralara indik. Esra ilk dikey mağarasını hiç bir sorun yaşamadan tamamladı. Mağaraya giderken Mehmet amcayla karşılaştık. Kekik topluyordu. Bir mağara tarif etti ama pek anlayamadık. Can daha sonra tekrar bakındı ama bulamamış Mehmet amcayı. Haritadan falan bakınsak da bulamadık. Kanyonun karşısında bir kovuk vardı. İkinci gün yine gördük ve sonraki gün yine ormanlık alana inip hem kanyondaki kovuğu hem Mehmet amcanın tarif ettiği mağaraya bakınmaya karar verdik ve karanlığa kalmamak için kamp alanına doğru yola çıktık. Burcu'nun "beni bırakın siz devam edin" lerine "hadi Burcuuu yapabilirsiin" diyerek tırmanmayı sürdürdük. Karanlığa kalmadan kamp alanına ulaştık. Gece yine hafif bulutlu bir hava ve meteor yağmuru vardı.
Ertesi gün sabah kahvaltıdan sonra Erenler ve Esra kamptan ayrıldılar. Can, Burcu ve ben aşağı ormana indik. Kanyona inmek için dolanıp alt taraftan geçmeyi planladık ama aşağı tarafını iyi kestiremedik ve bizi bayağı yordu. Haritada gördüğümüz bir kayalığı Can'ın ev diye diye gidip arayıp durduğu sırada ben kanyona kıyıdan köşeden inmenin bir yolunu buldum ve kanyonda ilerlemeye başladım. Kanyonun sağ tarafında iki kovuk gördüm tırmanmak istedim ama sonra vazgeçtim düşmekten korktuğum için. Köylüler ağaçlardan derme çatma iki merdiven yapmışlar kovuklara bakmak için, o merdivenler daha tekinsiz olduğundan ilk gördüğümüz kovuğa doğru ilerledim. 3-4 metre uzunluğunda bir kovuk çıktı. Döndüm tekrar bizimkilerin yanına. Can çoktan gelmiş evleri bulamamış hatta kayalık bile bulamamış. Merdivenli kovukları anlattım. Can ‘Kerim anlatmıştı, arı yuvasıymış onlar’ dedi. Kerim'i aradı. Evet arı yuvasıymış gerçekten. Bal almak için onları kullanmışlar. Çıksaymışım sonum pek iyi olmayabilirmiş çünkü arı alerjisi var bende. Sonra çıktık yukarı bir düzlüğe. Burcu çantalarla bizi beklerken daha doğrusu bir çam altında öğle uykusunu alırken biz de Mehmet amcanın tarif ettiği mağarayı aramak için yola koyulduk. Yaylaya çıkıp sık bir ormanlık alana girdik biraz ilerde bir çobanla karşılaştık. Hüseyin amca ve torunu Hüseyin keçilerini otlatıyordu. Mehmet amcanın tarif ettiği mağarayı sorduk bilmediğini falan söyledi. Buralarda pek mağara olmaz, dedi. Bizi pek iyi karşılamadı anlayacağınız. Sonra bir mağara tarif etti bize, bir de çeşme. O gün akarsudan aldığımız su pek iyi değildi sanırım yukarı taraftaki sığırlar suyumuzun tadını kaçırmışlardı. Bu yüzden çeşme arıyorduk, temiz su yani. Tarif ettiği mağaranın Mehmet amcanın tarif ettiği mağarayla aynı mağara olduğunu düşündük. Torununun bize gösterip gösteremeyeceğini sorduk tekrar dönemez o bulamaz beni dedi direkt. Biz de çıktık yola ama ne çeşmeyi ne de mağarayı bulabildik. Dönerken yine karşılaştık bulamadığımızı söyledik biraz mahcup olmuş gibiydi kusura bakmayın falan dedi. Biz birazdan döneceğiz isterseniz gösterebiliriz dedi ama bizim pek halimiz kalmadığı ve Burcu bizi beklediği için teşekkür edip Burcu'nun yanına gittik. Toparlandık bir daha bu alana inmemek üzere sözleşip kampın yolunu tuttuk. Çünkü kampımız yukarıda bir yerdeydi ve biz 3 gündür peş peşe metre inip ırmanıyorduk saatlerce. Çıkması ise ayrı dert. Bir daha bu alanı kimse görmek istemiyor.
Sonraki gün Küpe Çukuru’nun Antalya tarafındaki kayalıklarını inceledik. Burası Eren Ç. Ve Burcu’nun gitmediği bölgesiydi. Can'ın incelediği birkaç kovuktan sonra kesin mağara diye ilerlediğim deliğin 3-4 metre sonra bitmesinin üzüntüsüyle mola verdik. Sonra ben yukarı tarafa tırmandım ve biraz ileride 35-40 metrelik baya genis bir kar çukuru buldum. Bu kar çukurunu bulmak beni bayağı mutlu etti. İçinde tonlarca kar olduğunu düşündüğüm çukurla biraz ilgilendikten sonra Can ve Burcu'nun yanına dönmek üzere ayrıldım oradan. Tahmin ettiğimden çok fazla uzaklaştığımı anladığım sırada Can'ın sesini duydum. Beni arıyorlarmış cok merak etmişler. 5 dk sonra yanlarındaydım. Onlardan ayrıldığım yerin biraz ilerisinde buldum onları. Can baya sinirlenmiş bir şekilde bekliyordu beni. Burcu da onun karşısında. Bekledikleri yer bir mağara girişi. Yaklaşık 5 metre genişliğinde 3 metre yüksekliğinde. ‘Mağara bulduk, yatay ama dağın altına doğru gidiyor bayağı’ dediler. Bitirememişler güya beni merak ettikleri için. Çıkmış beni aramışlar. Aşırı sevindim. Tabi çok kısa sürdü 5-6 metre ileride bitiyordu mağara, ilerleme falan yoktu. Kandırmışlar. Bir hayal kırıklığı daha. Araştırma faaliyetlerinde insanın motivasyonu çok düşebiliyor. Hele ki ‘aha burası kesin mağaraa’ diye çığlık atıp yanına koşup olmadığını görünce. Toparlandık bu tarafa bir daha gelmeme kararı alarak kampa döndük. Sabah toparlanıp Kerim'in çadırının yanına indik.
18 Ağustos Cuma. Sabah biz kahvaltı hazırlarken Can çantaların bir kısmını Kerim'in çadıra bırakıp geldi. Kahvaltıyı yapıp çadırlarımızı topladık ve Kerim'in çadıra indik. Köpek keçilerle birlikte yukarı çıkmış yine. Kerim çarşamba günü cevizliğe yani aşağı alana inmesine rağmen keçiler yukarı alıştıkları için yukarı çıkıyorlar. Havlayarak saldırdı. Keçiler çok uzakta olduğu için biraz havlayıp beni korkuttuktan sonra keçilere doğru uzaklaştı. Kişisel çantalarımızı alıp cevizliğin yolunu tuttuk. Cevizlik yakınlarında iki mağara gösterecekti Kerim bize. Cumartesi günü de yola çıkmayı planlıyorduk. En azından ben pazara kalmak istemiyordum. Cevizliğe indik, çadırları kurduk, kalan malzeme için Kerim ve atıyla yola çıktık. Kampa gelirken geride Can'ı bıraktığım için bu defa Kerim'le gitmeyi ben istedim. Yaklaşık bir saatte çadıra ulaştık. Hava iyice kapanmıştı. 8 köpek yavrusunu ve çantaları alıp aşağı inecektik ama yağmur başladı. Bir saatten fazla yağdı yerler iyice ıslandığı için çantaların hepsini ata yükleyemedik fazla yük ayağının kaymasına neden olur diye. İnmeye başladık Kerim de keçileri aşağı sürmek için uğraşıyordu. Hava karardı, bir ara patikayı kaybettim. O sırada Kerim bana ulaştı, atı o aldı ve tekrar inmeye başladık. Çantaları bırakıp Kerim’e yardım ettim. Keçileri yerlerine koyduk saat 21 i geçiyordu. Sabah erken kalkıp kalan iki çantayı alıp geliriz diyerek çadırlara çekildik.
Sabah çantaları aldıktan sonra kahvaltıya peynirli ve salamlı nefis pişilerimizle Kerim'in yerine gittik. Kahvaltıdan sonra Kerim yeni yayla çadırını kuracaktı. Ona yardım ettik biraz. Sonrasında bize iki mağara gösterecekti. Kamp alanına döndük malzemeyi hazırlayıp tulumları giydik, Kerim'i beklerken hava bozdu ve yağmur başladı bir anda. 1 saat kadar yağdıktan sonra durdu, hava açılsın da gidelim derken akşam oldu. Biraz ısrar edince Tuğrul mağaranın yerini gösterdi, hava açınca malzemeyi alıp tekrar gittik mağaraya. Giriş kısmı baya sıkıntılıydı kayanın yapısı bolt çakmaya hiç uygun değildi 4-5 metre ilerdeki ağaçtan doğal emniyet alıp Can inişe başladı. Girişte sürtünme olmasın diye çanta koyduk iç kısmında iki ip koruyucu kullandık. Mağara yaklaşık 30 metre sonra BİTTİ. Artık bu bitişlerden bıktık gerçekten. Bu mağarayı haritalamadan çıktık. İçerisi çok kötü kokuyordu. Çöp ve hayvan ölüsü vardı. Bu mağaraya yerli halk "Kovanini" diyormuş. Saat 22.00 gibi kamp alanına ulaştık.
Sabah 08.00 gibi kalkıp kahvaltı yaptık ve toparladık kampı. Saat 13.40’ta Kerim'in araca ulaşmıştık. 4 yavru köpek de bizle birlikte yola geldi. Köyde yavrular yeni sahiplerine dağıtıldı. Sonrasında Kerim bizi eve davet etti. Kirli, pis kokulu olduğumuz için her ne kadar reddetsek de kendimizi evde bulduk. Çaydan sonra birkaç hatıra fotoğrafı çektik ve Kerim bizi otogara bıraktı. Otobüslerde yer bulamadığımız için saat 14 dolmuşuyla Konya’ya 16.00 YH Treniyle de Ankara’ya döndük. Konya garında çantaların aşırı fazla olmasından dolayı küçük sorunlar yaşasak da Burcu'nun da katkıları sayesinde sorun yaşamadan saat 17.55’te Ankara garındaydık ve Birhan abi bizi gar önünde bekliyordu. Gerçi Birhan abi eski gara gitmiş ama hemen yeni tarafa geldi. Gardan çıkarken Can yürüyen merdivenle küçük bi kapışma yaşadı. Gülmekten kendimizi alamadık hatta o kadar yarıldık ki Can’a el uzatamadık. Bunun için bir ara birlikte güleriz. 16.40 gibi dernekte Birhan abi ,Can, Burcu ve ben sohbet ediyorduk. Faaliyetten bahsettik; alanı, taramalarımızı anlattık. Bu kez de her şeye rağmen mutlu bitirdik.

Hazırlayan: Mustafa Özkılıç
Sitemizin Tüm İçeriğinden Eksiksiz Faydalanmak için Lütfen Sitemize Ücretsiz Kayıt Olunuz !


arama kurtarma | bursa arama kurtarma
MAD